Halk, bir ayı aşkın bir zamandır her kökenden
ve düşünceden insan ile yanyana, hükümete karşı direnmekte.
Sonu gelmeyen, ve bazılarının esefle farkına
vardığı gibi, gözlerini kapatınca kaybolmayacağı anlaşılan bu direniş, son
günlerde bazılarımızın aklında soru işaretleri yaratmaya başladı. Bahsettiğim
meseleyi, farklı tonlarda icra edilen bir "artık yeter, uzattılar
ama" korosu ile özetleyebiliriz.
Daha doğrusu kime yeter, kime az gelir?
Üzülerek söylemek istiyorum ki direnişin
yettiği ve uzadığı kanaatinde olanlar, bu direnişin sebebini ve hedefini
anlayamamışlardır. Çünkü eğer bu direnişin amacı sadece Gezi Parkı'nı kurtarmak
olsaydı, parkın yıkılmayacağı garantiye alındığı taktirde "yeter"li
olmuş ve sürdürüldüğü takdirde "uzamış" olacaktı.
Fakat mesele sadece bu değil.
Gezi Parkı Direnişi, Taksim'de betona
hapsedilmiş bir parkı yıkmaya yeltenen, hükümetin rant ve talan politikasına
karşı eylem yapan insanımıza, polisin, hükümet (kısaca Recep Tayyip Erdoğan
diyelim) tarafından verilmiş bir emirle zalimce saldırarak insanlık suçu
işlemesi ile başlamış ve ardından halkın daha özgür ve demokratik bir devlete
duyduğu özlemin hareketi haline gelmiştir.
Gezi Parkı yeşili ise, o gün canı yananlarının
imdadına koşan halkın, yeşile ve onu kucaklayanlara uzanan pençenin, işçinin
hakkına, öğretmenin tayinine, medyanın diline, kadının rahmine, bilginin
seyrine ve halkın özgürlüğüne tecavüz edenle aynı olduğunu görmesi ile bu
direnişin bir sembolü haline gelmiştir.
Halk sadece bunu değil, aynı zamanda ülkenin
valisinin de, emniyet müdürünün de, belediye başkanının da, müftüsünün de, dış
işleri bakanının da, bütün AKP kadrosunun da, bakkalı ve taksi şöförünün de
Recep Tayyip Erdoğan olduğunu görmüş, klonlamanın varlığına gönülden inanır
olmuştur.
Daha da ötesinde halk, yıllardır Türkiye
üzerinden oynanan bölücülük oyunun ne kadar yalan olduğunu, duvarların sunni,
nefretlerin affedilebilir, temel arzuların tek ve bir olduğunu görmüştür.
Ve en önemlisi halk, özgürlüğünün ve
kimliğinin çalındığını düşünürken, cüzdanının ve ufkunun daraltıldığını
hissederken, güven ve emniyet duygusunu kaybederken yanlız olmadığını
görmüştür.
"Artık yeter" diyen arkadaşıma
sormak istiyorum, bir kaç haftada aklımız bu kadar açılmış, gözümüz bu denli
gerçeği keser olmuşken bu direnişin neresi uzamıştır?
Direnmek, görmekle yetinmek midir, yoksa
değiştirmek için devam etmek mi?
Son on yıldır borcu borçla kapayıp
zenginleştiğini iddia eden, her ihalesinde bir tanıdığına peşkeş çeken, osmanlı
divanı gibi kendi ağzından çıkana hep bir ağızdan "evet" dedirten,
tarihi savunurken barajlar altına kentler, metro çukuruna antik limanlar gömen,
mimari derken projeleri ülkenin bütün mimar odalarından ihtar yiyen, özgürlükten
bahsedip hapislerde yüzlerce yargısız akıl çürüten, hukuk deyip tecavüzcüyü
salan, ekmek çalanı hapse tıkan, eğitimden bahsederken devlet okullarını imam
hatiplere devşirip boş bırakan, her sınavında kopya skandalı yaşayan, ekonomi
deyip vergide çığır açan, adalet deyip davaları boyu aşan, kalkınma deyip işçi
ve kadın ölümleriyle rekor kıran, ve bütün bunlar olurken isyan eden, kendisine
karşı çıkan, engel olan hukuk dahil olmak üzere her kurum, kuruluş ve bireye
nefret söylemiyle saldıran, hiç bir şekilde muhattap almayan ve
"demokrasi" kılıfı geçirilmiş despotluk ile bertaraf eden, halktan
aldığını iddia ettiği güç ile halkı tehdit eden, Orta Doğu'da meshep üzerinden
politika yapan, Avrupa’da demokratı, Amerika’da BOP eşbaşkanını oynayan ve
herşey bir yana halkına apaçık yalan söyleyen bir başbakana karşı halkın bu
direnişi kime yetmiştir?
İnsanına zulm ettiği belgelenmiş polisleri
yargılamayan, "çapulcu", "terörist" ve "marjinal"
kısfesi altında bastırılan, susturalan ve ötelenen halktan bir özür dahi
dilemeyen, halkın medeni hak arayışını “bir park meselesi” diye küçümseyen,
küçümserken dahi ülkenin başka yeşilini, kamusal alanını hala hunharca
katleden, kendisini kınayan küçük ve büyük tüm mecralara rest çeken ve ülkesini
birbirine düşürmeye yönelik söylemlerinden vaz geçmeyen bir hükümete ve başına,
bu direnişin yeterli olmuş olduğunu nasıl söyleyebiliriz?
**
Gezi Parkı Direnişi, apolotikilikle suçlanan
bir neslin ve onların davasına hak veren Türkiye halkının, hak ettiğini ve
hakkıyla temsil edilmediğini düşündüğü bir hükümete ve onun, antidemokratik
söylemleri ayyuka çıkmış, tutarsız ve baskıcı başbakanına karşı başlattığı bir
eylem hareketidir.
Gezi Parkı Direnişi, kendi dilini yaratmış,
tehdite mizahla, copa çiçekle, televizyona internetle cevap veren pasif,
lidersiz ve her nesil, köken ve fikirde insanları içinde barındıran bir
oluşumdur.
Gezi Parkı Direnişi’nin amacı hükümetlerin,
nasıl bir çoğunlukla iktidara gelmiş olsalar da, kendi ideolojileri üzerinden
halkı şekillendiremeyeceklerini, buna karşı çıkan kesimleri terör ve benzeri
etiketlerle öteleyemeyeceklerini, gerçeği bilmek ve aramanın hakkı olduğunu
düşenen insanları yalan haberler yayarak ve eksik bilgi vererek uyutamayacaklarını,
ülkenin gündemiyle oynayarak yorgan altından işlerine gelen yasayı, ceplerini
dolduran affı çıkaramayacaklarını, kar uğruna kamu malını ve ülkenin mal
varlığını satamayacaklarını, din sömürüsüyle dindarı, sosyal devlet yalanı ile
solcuyu, ekonomik istikrar balonu ile sağcıyı kandıramayacaklarını, sanatı
sansürle, akılları kodesle, gerçekleri gazla susturamayacaklarını, bilinçli bir
şekilde devlet tarafından muhtaç hale getirilen halkı sadaka dağıtarak
köleleştiremeyeceklerini, hukuku ve koruduğu eşitlik ve özgürlük alanlarını
keyfi bir şekilde kullanamayacaklarını ve bu amaçlar uğruna sokağa dökülen,
dile gelen ve gönlüne ateş düşen insanları hiçbir şekilde korkutamayacaklarını
göstermektir.
Gezi Parkı Direnişi, katledilen insanların hakkı
ödenene dek, hakkını arayan ve özgürlüğüne sahip çıkan çapulcunun, avukatın,
doktorun, ananın, duranın ve konuşanın, kısaca halkın çığlığı dinene dek devam
edecektir.
Çok da uzatmadan. Sadece bazı şeyler değişene
kadar.


[ 0 yorum ]
Yorum Gönder