Dükkanın önünü kapatmayın!



Mayıs ayından beri gündemden şiddet görüntüleri düşmek bilmedi. Bugünlerde de hepimiz esnaflar tarafından linç edilmeye çalışılan protestocuların görüntüsüyle dehşete düştük. Önce Tophane’de eli sopalı topluluk, sonra eli palalı esnaf, ve sonunda Taksim esnafının protestoculara toplu saldırısı… Yargılamadan önce buraya nasıl geldik objektif bakmak gerekiyor.

Kabul etmek gerekir ki esnaf muhafazakar eğilimdedir1 ve olmasa bile, özellikle Taksim esnafı, ciddi zarardadır. Esnaftan protestoya destek gelmez.

Bu tür bir davranış “ülkeyi kurtarma” niyetindeki protestocular tarafından anlaşılmazdır elbette. Ülkede faşizan baskı sürerken aklı parada olan esnaf listeler boyu boykot edilir. Dışarı çıkarken yasaklı yerler ezberlenir… Yargılayan bakışlar bilenir… Haftasonu Taksim’de geçirilen gecelerin “dönerci abileri” her hafta görüştükleri bu gençleri protestolarında yalnız bırakmıştır.  

Esnaf televizyon röportajlarında protestoların işlerini kötü etkilediğinden bazıları ise dükkanlarını kapatma noktasına geldiğinden dem vurur. Bunda abartılı bir yan bulmak zor. Gerçekten de gelirlerinin çok büyük bir kısmını haftasonu eğlencelerinden kazanan Taksim esnafı için her Cuma, Cumartesi, Pazar kepenkleri indirmek ve bunu 2 buçuk aydır her hafta sonu yapmak katlanılmaz bir ekonomik külfettir. Bunu protestocuların anlaması da zordur elbette. Zira Konda’nın Gezi Parkı araştırmasına göre protestocuların %50’si ya öğrenci, ya ev hanimi ya da emeklidir. Diğerleri de islerinden çıkıp olay yerine intikal etmektedir2.

Peki, bu senaryoda bir haksız bulunabilir mi?  Örneğin, AKP’ye oy vermiş, muhafazakar politikalarından memnun, Gezi Parkı’nın yıkılmasından yana bir esnafın “mahalle baskısıyla” protestoya destek vermek zorunda bırakılması zorbaca bir tutum olmaz mı? Olaya öbür taraftan bakacak olursak karşı tarafa açıkça destek veren esnafı boykot etmek de protestocuların duruşlarının gereği değil midir?

Söylemek belki gereksiz ama yinelemesek olmaz… Yine de bunların hiçbiri zorla kapatılan dükkanları, kırılan sandalye-masaları, ve özellikle de polisi yanına alıp palayla satırla insan kovalamayı haklı göstermeye yetmez.

Şiddet kötüdür ama bu senaryoda sadece kötü değil her iki tarafın da ulaşmaya çalıştıkları hedefler için mantıksızdır da. Protestolar bir gün gelip de dindiğinde ne bu geçler polisle bir olup kendilerine değneklerle saldıran “dönerci abilerini” unutacaklardır ne de Gezi Parkı hareketi esnafı kendi saflarına kazanmadan bu hareketi ülke çapında başarıya taşıyabileceklerdir.

Hükümetin ise bir şikâyeti yoktur. O zaman ortada sadece kaybeden vardır.

Münir Güneş Kutlu

1: Bunun gelişigüzel bir stereotipleştirme olduğunu kabul ederek…

2: Kişisel gözlem.

[ 0 yorum ]

Yorum Gönder