Sevgili Güneş,
Bence çok önemli
meselelere işaret etmişsin. Bizzat gidip gözlemleyerek benim gibi uzakta
olanların yakalayamayacağı şeyleri de aktarıyor olman ne kadar değerli bilemezsin.
(Gunes Kutlu'nun 27 Haziran tarihli yazisinin orjinali).
(Gunes Kutlu'nun 27 Haziran tarihli yazisinin orjinali).
Öne attığın
örgütlenme modelleri siyaset bilimi literatüründe kolektif eylem sorunlarına
karşı geliştirilen hem teoride hem de pratikte düşünülen, üstüne yazılan
yöntemler. Liderlik meselesi oldukça karışık bir konu olmakla birlikte,
katılımın yüksek düzeyde kalmasını ve hareketin ciddi bir siyasal örgütlenmeye
dönüşmesi için katkı verebilir. Bu liderliğin aslında senin de belirttiğin gibi
tek kişilik bir liderlik olması insanları soğutabileceği gibi, Gezi direnişinin
de çoğulcu özelliğini yansıtmayabilir.
Liderliğin özellikle
kritik bir konu olmasının asıl sebeplerinden biri, hareket içinde belki de
başlangıç tarihinden beri bayraklı veya flamalı ve bayraksız veya flamasız
ayrımı yapılıyor olması gibi geliyor bana. Başka bir deyişle, liderlik konusundaki
yüzleşilebilecek en önemli sorun daha önceden örgütlü olanlarla bu harekete
örgütsüz olarak katılmış, ve ayrıca siyasal partilerle birlikte sol örgütlere
karşı belli bir mesafeyi korumaya çalışan, ve hareketin ortalarında flamaların
tamamen kalkmasını savunacak kadar bu gruplara uzakta duranların liderlik
konusunda uzlaşmaları olabilir. Örgütlü olan grup kendi lider gruplarının Gezi
hareketi liderliğinde olmasını isteyebilecekken, ikinci grupta yer alanlar,
örgütlerle ilişkisi olmayan başta sanatçıların, meslek örgütlerinde ve
STK'larda çalışanların olmasını isteyebilir. Bu nedenle, kapsayıcılık
anlamında, bu farklılıkları en iyi şekilde yansıtabilecek, temsil edebilecek
bir lider grubunun oluşması en sağlıklısı olacaktır.
Her ne kadar
sayısal anlamda örgütlenmenin önemi reddedilemeyecek kadar önemli olsa da, uzun
süreli bir örgütlenme isteniyorsa, toplum içinde yar alan herhangi ideolojik,
dini, etnik, vs. grubu dışlayıcı söylemlere sahip olanların bundan vazgeçmeleri
sağlanmalı, ve bu yönde örgütlenme aşamasında bazı adımların atılması çok çok
önemli hale gelmiştir. Lice'deki olayın arkasından özellikle sosyal medyada
ortaya çıkan Kürt hareketi ve Kürtlere karşı geliştirilen söylemler bunun en
açık örneğidir. Gezi dayanışmasının en başından beri harekete destek veren
'Sözcü' Gazetesi, Lice olaylarını ele alırken 'PKK'lı söylemini kullanarak
ulusalcı grupların farklı tavır almış olmalarına neden olmuş olabilir. Halbuki,
Gezi direnişinin en önemli güçlerinden biri, daha önce Kürt meselesini güvenlik
meselesi ötesinde düşünmemiş olan gruplara, Kürt meselesine farklı açılardan
bakmalarını sağlaması olmuştur.
Ortaya attığın
diğer örgütlenme yöntemi komisyonlar da gayet etkili bir yol olabilir.
Özellikle karar alma mekanizmalarının hızlandırılması, katılımcılığın yanında
etkili karar alma yöntemlerinin ortaya çıkması oldukça önemli. Aslında Gezi
direnişi sırasında çeşitli meslek gruplarından insanlar, bir nevi bu
komisyonların kurulma yöntemi ile ilgili bize yol göstermiş bile olabilirler.
Bu noktada örnek olarak doktorların gönüllü olarak geçici revirlerde yaralılara
müdahale etmeleri, avukatların yine gönüllü olarak gözaltına alınan
direnişçilere destek vermesi, ve de esnafın direniş bölgesine yine katılımcılar
aracılığı ile karşılıksız erzak yardımı yapmaları sayılabilir.
Bundan sonraki
süreçte, bu hareket bir siyasal partiye dönüşmeyecek olsa dahi, hareketin somut
politika önerileri ile atılacak adımları somutlaştırması çok önemli olabilir.
Bu noktada, yine örnekler üzerinden gidecek olursak, çeşitli politikalar
hakkında en iyi önerileri yapabilecek olanlar, bu politikalara doğrudan ya da
dolaylı maruz kalanlar olmalıdır. Eğer şehircilik ve kentsel dönüşüm üzerine
Gezi hareketi ortak bir tavır alacaksa, kurulacak komisyonda, şehir hayatını
her gün deneyimleyen halktan çeşitli katılımcılar ile (özellikle lokaldeki
sorunları birebir yaşayan insanların olması önemli olacaktır, ve zaten hali
hazırda var olan kentsel dönüşüme karşı mücadele veren inisiyatifler bu noktada
ağır basabilir), şehircilik üzerine uzmanlaşmış ve şehirciliğin yine de sadece
uzmanları kararına bırakılmayacak kadar önemli olduğunu kabule edenler bir
araya gelebilirler. Sağlık politikası ile ilgili ise yine halk ile sağlık
emekçilerini aynı komisyonda toplayabilecek bir komisyon önemli işler
başarabilir, ve hareketin oluşacak sağlık politikasına katkı sağlayabilirler.
Son olarak, orta
ve uzun vadede önemli bir örgütlenme alanı olarak üniversite ve liselere dikkat
çekmekte yarar olacağını düşünüyorum. Şu ana kadar pek dillendirilmemiş (benim
bildiğim kadarıyla) olabilir, ancak gerek liselilerin gerek üniversitelilerin
direnişe verdikleri destek çok önemli bir boyuttadır. Ayrıca, Gezi direnişinin
nesilden nesile aktarılması, halk ve vatandaşlık temelli örgütlenmenin devamı
için, yasal sınırlar içinde, liselerde Gezi direnişi kolu, üniversitelerde ise
Gezi Direnişi Öğrenci Kulüpleri kurulabilir. Bu örgütlenmeler hatta sonrasında
gençlik meclisi olarak hali hazırda belediyelerin mutlak etkisi altında olan
örgütlenmelere gerek alternatif gerek bu örgütlenmelerin içine girip bunları
dönüştürerek ülke düzeyine kadar çıkarak, yerel ile ülke düzeyindeki fikirler,
oluşumlar, politikalar arasında köprü görevi görebilirler. Bu sayede, gençlerin
aktif katılımı da yaz tatili ile sınırlı kalmaz, ve bu sayede 'eğitim' olarak
tanımlanan tek taraflı sürecin 'öğrenim' olarak tanımlanabilecek çok yönlü ve
çok aktörlü bir sürece evrilmesi sağlanabilir. Üniversite ve liselerin sadece
piyasaya insan yetiştiren oluşumlar olmalarının da önüne geçilebilir.
Kısaca söylemek
istediklerim bu kadar. Bu konular hakkında bıkmadan usanmadan konuşmalı,
yazmalı, tartışmalıyız. Aksi takdirde en çok söylenen sloganlar arasında olan 'bu
daha başlangıç, mücadeleye devam' sloganı tatlı bir hatıra olarak kalma
tehlikesi ile karşı karşıya kalabilir.
Ege Özen


[ 0 yorum ]
Yorum Gönder