Yılmaz Güney’in ünlü
filmi “Arkadaş” öğrencilik yıllarından iki arkadaşın yıllar sonra karşılaşmasını
anlatır. Bu iki arkadaştan biri, Cemil (Kerim Afşar), zengin olmuş, yozlaşmış diğeri,
Azem (Yılmaz Güney), fakir fakat mağrurdur. İlk kez henüz bir çocukken izlediğim
bu filmden bir sahne seneler boyu aklımdan çıkmamıştır. Cemil karısının o günün
şartlarına göre açık saçık konuşmasının ardından arkadaşına “bizim karı biraz
fazla açık fikirlidir, kusura bakma” der. Azem ise “ben o kadar açık fikirli değilim,
sen kusura bakma” diye cevap verir. 1974 yapımı bu film adeta dönemin solcu-muhafazakar
kesiminin düşünce ve ahlak yapısını ortaya koyan bir belgesel niteliğindedir.
Film boyunca batılı-liberal yozlaşma eleştirilir. Bugün bu filmin aynisini
muhafazakar televizyon kanallarımızdan birinde izlesem Azem’i de kapalı bir hanım
oynasa hiç yadırgamam (mutlaka da vardir1). Normal karşılamanın ötesinde
2013’un muhafazakarlık belgeseli de benim için odur oturur izlerim.
Gerçekten de Türk
sosyo-politik tarihine bakıldığında çatışma sağ-sol ekseninden
liberal-muhafazakar eksenine doğru evrilmistir. Konda’nin 2011 araştırmasına göre
muhafazakarlar (Dini ve Geleneksel) toplumun %70’ine yakınını oluştururken “modernler”
geri kalan %30’u oluşturmakta. Bu evrilmeden en büyük kazancı tartışmasız muhafazakar
söylemleriyle AKP elde etmiştir. AKP’nin tabanı kendini birçok şey olarak tanımlayabilir
ve mutlaka homojen değildir ama bu tanımların en birleştiricisi kuşkusuz “muhafazakar”
olacaktır. İlginçtir ki CHP buna karşı tam bir “liberallik2”
siyaseti gütmese dahi liberallerin yine en çok rağbet gösterdiği parti konumundadır
diyebiliriz.
AKP’nin
alternatif bir parti olarak doğuşu ve tek başına iktidarlığa yükselişinde bu muhafazakar
söylemin (yeni oluşan muhafazakar medya aracılığı ile) bugüne kadar gerçek anlamıyla
temsil edilmemiş bu devasa toplumsal kesime ulaştırılması çok büyük önem taşımakta.
Örneğin, Konda’nin 2007 araştırmasına göre Türkiye kadın nüfusunun %70’ne yakını
başını örterken (türban, yemeni, baş örtüsü, ve ya çarşaf) muhafazakar kanalların
(Samanyolu, Kanal 7 vb.) ortaya çıkışına kadar ana akım medyada temsilleri
neredeyse sıfıra yakındı. Bu açıdan da Erdoğan’ın ülkenin “kapalı” kadınlarına
ve onların ailelerine “benim başörtülü bacım” söylemiyle sahip çıkması bu
rakamlarda tam yerine oturmaktadır.
Konda
anketlerinden ortaya çıkan bir başka çok çarpıcı nokta da AKP tabanının eğitim seviyesiyle
ilgili (bknz. aşağıdaki grafik). Konda’nin 2011 yılında yaptığı “Konda Barometresi 4 Aylık Seçim Raporu”
çalışmasında ortaya çıkan rakamlara göre eğitim seviyesiyle AKP’ye oy verme oranı
arasında bir ters orantı mevcut. Diğer deyişle seçmen ne kadar eğitimliyse AKP’ye
o kadar az oy veriyor. Bunun tam tersi bir trend CHP oylarında görülmekte. Seçmen
ne kadar eğitimliyse CHP’ye o kadar çok oy veriyor. Örneğin üniversite mezunları
arasında 2011 yılı CHP oy oranı %55’lere kadar çıkarken AKP oy oranı %24’lere
kadar düşebiliyor. Okuma yazma bilmeyen grupta ise AKP oy oranı %77’lere kadar çıkarken
CHP oranı %6’lara kadar düşebiliyor.
Bu rakamlar tam
da Erdoğan’ın “biz biliriz” söylemlerinin birebir bir göstergesi... AKP açık bir
şekilde büyük şehirli, okumuş, görece entelektüel kesime “sizin eğitimsiz diye aşağıladığınız
kesim de bu işlerden anlar” mesajını her fırsatta veriyor. Bir bakıma yıllardan
beri karar alma aşamalarında hak iddia etmek için kendini eğitimsiz cahil gören
toplum bu kompleksinden bu söylemle kurtulmaya çalışıyor. Erdoğan’ın canlandırdığı
“biz biliriz” kompleksi aslında Cumhuriyet’in kuruluşu ile ötelenen ve baskılanan
doğulu Osmanlı kültürünün ancak yavaş yavaş tekrar yönetimde hak iddia etmesinin
de bir tezahürü.
Öte yandan CHP eğitimli,
görece daha zengin ve şehirli tabanıyla bu komplekse yüklenmekten maalesef geri
adım atmıyor. AKP’nin oyları “odun-kömürle” satın aldığı söylemi artık rahatsız
etmenin ötesine geçmiş aşağılamaya varmaktadır. Facebook üzerinden son dönem AKP
mitingleri sonrasında yapılan ve mitingdekilerin zekası ile ilgili yaralayıcı paylaşımlar da
AKP seçmenine bir şekilde ulaşmaya çalışan Gezi Protestosunun itibarini bu
insanlar gözünde iyice aşağıya çekmektedir.
Erdoğan’ın
toplumun temsil edilmemiş kesiminin bu sosyal kompleksini kullanarak daha ne
kadar iktidarda kalacağını öngörmek güç. Ancak CHP’nin tekrar(!) halkla temasa geçmesi
için ahlaken yozlaşmış arkadaşının özüne dönmesine yardım eden Azem’den daha fazlasına
ihtiyacı olduğu da kesin.
Münir Güneş Kutlu
Notlar:
1: Bu yazıyı
yazma aşamasında yaptığım hataya düşün ve Google’a “film kapalı kız” yazın. Karşınıza
çıkacak kapalı kız konulu erotik film yelpazesi sizi hayrete düşürecek. Ben o
noktada araştırmamı noktaladım.
2: Liberalliği burada
çok geniş bir manada kullanıyorum. Gerçek anlamda liberallerin Türkiye’de ki oranının
gerçekten çok düşük olduğuna inanıyorum.



[ 7 yorum ]
Cok guzel bir yazi olmus.
"Orantisiz zeka" uygulamissin.
orantisiz zekayi da biz biliriz. sayin ozsoy.
“film kapalı kız” ariyordum senin yaziya nasil geldim arkadas :) su anda google'da aratinca ilk sirada cikiyor.
Guzel bir analiz Gunes, ilgiyle takip ediyorum blog'u.
o olayin aslinda ben kanal7 de gordugum ve kotu kizin iyi arkadasini yoldan cikardigi bir TV filmini aratmak istiyordum. iyiki "iyi kiz kotu kizi yoldan cikariyor" gibi birsey aratmaya kalkmadim. ilginize ayriyetten tesekkurler namik bey.
Fakat bu denklemde CHP ve tabanının muhafazakar olmadığını söylemek mantıklı mı gerçekten? Muhafazakarlık dindarlık temelli bir kavram olmak zorunda değildir. Bana sorarsanız pek çok konuda oldukça tutucu düşünceler içerir CHP politikaları.
Benim görüşümce -biz biliriz- saçmalığının arkasındaki gerçek temel, hem devlet otoritesini sağlamlaştırmak hem de resmi tarihte kabullenilmemiş şeyleri suistimal etmektir. Devlet -her şeyi bildiğini- beyan ederek önce kendi gücünü sağlamlaştırmaya çalışıyor, halkın hesabı resmi tarihte ödenmemiş acılarını da -bildiğini- söyliyip sanal bir bağ kurmayı deniyor benim kanımca.
Oncelikle yorumun icin cok tesekkurler. Genel olarak ilk soyledigine katiliyorum. Muhafazakarlik cok genis dusunulebilecek bir kavram ve sadece din ile tanimlanamaz. Kavramsal olarak bir insan her hangi bir alanda herhangi bir fikri tutucu olarak savunabilir. Ornegin bir muzisyen yaptigi muzik de tutucu olabilir ve baska turde muzik yapmayi denemeyi reddedebilir. Tabi CHP icinde de Ataturkcu anlamda muhafazakar (Ataturkcu degerleri tutucu sekilde savunan ve degisimine acik olmayan) insanlar da vardir. Ancak benim yazida kastettigim sosyal degerler acisindan muhafazakar halkin belirli bir kismi. Bu anlamda da AKP bu degerler konusunda neredeyse AKP tekel olusturmus durumda MHPyi saymassak. Bu degerler nedir nerden gelir bu konuda bir yazi yazmayi dusunuyorum yakin zamanda.
Ïkinci degindigin yorum ile ilgili... Bence bu dusunmeye deger bir bakis acisi. Gercekten bu soylemin nedeni bazi ve ya tumden her konuda otorite kurmak olabilir. Yine de bu otorite kurma ihtiyaci benim yazida anlatmaya calistigim tarzda bir kompleksten kaynaklaniyor olabillir diye dusunuyorum. Yoksa zaten otorite kurmak icin elinde her turlu kaynak ve arac mevcut.
Yorum Gönder