Gezi Parkı protestolarıyla başlayan toplumsal
hareketlilik, ilk günden bu yana hızını kesmeden sürüyor. Süreç hakkında
sayfalarca methiyeler düzmek mümkün. Zaten bu methiyeler düzüldü, düzülüyor ve
uzunca bir zaman da düzülecek. Fakat ben bu anda methiyemi kısa tutmayı tercih
edeceğim. Protestoların tek bir yanıyla ilgileneceğim. Sonra da buna sadık
kalarak başka bir tarafa bakmaya çalışacağım.
Bence Gezi Parkı protestolarının en önemli
sonucu, bütün büyük toplumsal dönüşümlerde olduğu gibi, yeni bir insan yaratma
projesidir. Bu aynı zamanda olup bitenlerin boyutunu kavramamız için önemli bir
kıstastır. Önümüzdeki resmin ne kadar büyük olduğunu anlamamızın yıllar alacağı
kanaatindeyim.
Şenlik havasında geçen o günlerde şöyle bir
göz ucuyla bakınca gözümüze çarpan ilk şey, mutlu insanlar olmuştur. Moralleri
yüksek, pozitif gibi şeylerden bahsetmiyorum. İnsanlar mutluydu. Herkes
birbirine nezaketle, hoşgörüyle, kardeşlikle yaklaşıyordu. Burada artık,
toplumsal normların dönüştürüldüğünden bahsetmek mümkün.
AKP hükümetinin, baskıcı ve otoriter bir
yönetime doğru adım adım ilerleyiş sürecindeki en büyük başarısının bizi
zihinlerimizde ele geçirmek ve kendi oyununa dahil etmek olduğunu düşünüyorum.
Uzunca bir süredir biz özgürlük, eşitlik, adalet, dayanışma gibi kavramlardan
umudumuzu kesmiş ve ahlakçılık, toplumsal kontrol, kendini kurtarma gibi
kavramların karanlığına girmiştik. Üstelik bunu yapanlar da toplumun
muhafazakar kesimi diye bilinenler değil, bizatihi içinde olduğumuz mürekkep
yalamış, özgürlükçü çevrelerdi. Belki de herkesten hızlı biz cemaatleştik. Bu
korku imparatorluğu böylece oluştu. Şimdi ise bunu alaşağı etmekle kalmayıp,
yeni insanı, yeni hayatı ve yeni ahlakı inşa etmek için umutlarımız var. Sadece
umutlarımızın olmasıyla sınırlı da değil. Aslında bu direniş sürecinde bilfiil
yaptığımız şey bunun ta kendisi.
Methiyemi bu noktada kesip, biraz da paranın
diğer yüzüne bakmak istiyorum. Popüler bir aforizmasında Nietzche’nin işaret
ettiği üzere, canavarlarla savaşanların dikkat etmesi gereken şey, savaştıkları
şeye dönüşmemek. Süreç boyunca iktidarın kullandığı korkunç dil hepimizi
çileden çıkarıyor. Bununla birlikte siyasi arenada duygularımızı nereye
konumlandıracağımız hayati önem taşıyor. Farkında olmadan yaptığımız şey niyet
sorgulamasına girmek. Siyasetteki en önemli değişkenlerden biri olmakla
birlikte, niyet, üzerinden yargıya varılması oldukça tehlikeli. İzin verin
biraz açayım.
Başbakan Erdoğan ve onunla bütünleşmiş olan
AKP iktidarı, bütün bu olanlar için her geçen gün güncelledikleri sorumlular
listesiyle medyada durmaksızın terör estirdiler. Hepimiz de bunun, sorumluluğu
kendilerinden çıkarıp başka birilerine yıkmak ve olayları kriminalize etmek
motivasyonuyla yapıldığı konusunda sorgusuz sualsiz mutabık kaldık. Çünkü ortada
böyle bir durum olmadığı, katılımcıların en temel hak ve özgürlüklerinin
arayışında, vatandaşlık haklarını kullanan vatandaşlar olduğu alenen ortada.
Ancak bu noktada niyet sorgulamasına girmiş
olduğumuzun farkında olmamız gerektiğini düşünüyorum. Başbakan sıkça, bu yola
beyaz kefenlerini giyerek çıktıklarını söylüyor. AKP tabanının dilinde
“Menderes’i astınız, Özal’ı zehirlediniz, Erdoğan’ı yedirmeyiz” lafları
dolanıyor. Şunu unutmamalıyız ki bunların ne kadarının gerçek korkular, ne
kadarının çarpıtma malzemesi olduğunu bilemeyiz.
Bir adım daha ileri gidip empati kurmaya
girişirsek fark edebileceğimiz üzere, bunu muhtemelen kendileri dahi bilemez.
Evet, mağdur edebiyatının artık demogojiden öte bir anlamı kalmadı belki ancak,
AKP tabanının büyük bir kısmında yaşam tarzlarından ötürü ötekileştirilme korku
ve paranoyası hala var. Bunun değişmesi de kolay görünmüyor. Unutmayalım ki, bu
insanların bir çoğu toplumsal hayata ancak kendi desteklediği siyasi oluşum
iktidardayken katıldı; böyle cesaret buldu. Bunun normalleşmesi için, belki de
İslami olmayan yönetim altında da aynı güvenle yaşayabildiklerine tanık
olmaları gerekiyor. AKP’yi, bugün hala bölünmedilerse, bir arada tutabilen
yegane şey de bu korku. Başbakan’ın bu korkuyu körüklemesinin sebebi de bu.
Hatırlanacak olursa 2007 senesinde düzenlenen cumhuriyet mitingleri, aradığını
AKP’de bulamayan İslami tabanı, uyandırdığı korkularla tekrar AKP’nin arkasına
konumlandırmıştı.
İşte bu yeni oluşan insan, AKP seçmenine de
kendi içinde yer açmayı becerebilirse, iktidarın çözülme sürecinin sancısız
olacağını ve orta ve uzun vadede ortaya çıkabilecek sorunların önünü alacağını
düşünüyorum. Bu sebeple bu paranoyaları ciddiye almamız gerekiyor. Karşımızda
son derece kırılgan noktada insanlar olduğunu unutmamalıyız. Bu durumda
tavrımızı sertleştirmek, işleri ancak zorlaştıracaktır. İşte duran adam
eylemlerinin bu derece geniş etki yaratmasını ve AKP seçmeninden cevap almasını
da bu gözle değerlendirmeliyiz. Bu bağlamda, örneğin polise karşı olan tavrımız
da tahrik edici değil, vicdanlarını göreve çağırıcı olmalıdır. Bizden
korkmaları gerekmez. Saldıramasınlar yeter. Unutmayalım ki eylemcilerin
terörist olmadığını en iyi bilenler de onlar. Çünkü bizi en yakından onlar
gördü.
Sürecin nasıl devam ettiğini hep birlikte
göreceğiz. Artık gidişattan şüphe etmememizin, yaptıklarımıza, düşündüklerimize
inanmamızın ve güvenmemizin zamanıdır. Sesimiz artık duyuluyor. Bağırmak ancak
sesimizi kısacaktır.
Yazınca Yazarınca
20.06.13, 19:44

[ 0 yorum ]
Yorum Gönder