Gezi parkı ile ilgili aldığım ilk haberler Sırrı Süreyya Önder’in parka
giderek göstericilere destek vermesi ve vinç ile ağaçlar arasında kendisini
siper etmesini görmemle olmuştu. İnsanların gece parkta nöbet tuttuklarını
görmeme ragmen başarılı olabileceklerini
düşünmüyordum. Neticede daha önce birçok defa benzer durumlarda iktidar
partisinin ve ona bağlı belediyelerin kafasına koydukları şeyleri halka ve
bazen mahkeme kararlarına rağmen yerine getirdiklerini görmüştük. Ben de parkta
bekleyen insanların kaç gün bekleyebileceği konusunda meraklıydım ve bir gece
yarısı belediyenin oldu bittiye getirerek parktaki ağaçları keseceğini
düşünüyordum.
Bir kaç gün sonra parka yapılan sert müdahelenin son yıllarda Türkiye’deki güncel olayları
takip eden pek çok kimse için sürpriz olduğunu zannetmiyorum. Neticede 1 Mayıs
ve diğer birçok gösteride polisin göstericilere nasıl müdahele ettiğini
biiyoruz. İlk müdahale Tayyip Erdoğan’ın emriyle mi yoksa emniyet teşkilatı
içindeki başka odakların insiyatifiyle mi yapıldı emin değilim. Ancak
sonuçlarının bu şekilde olacağını kimsenin öngörebildiğini zannetmiyorum. Türkiye’de
protesto gösterileri ve eylemler daha önce olmuyor değildi elbette ama haberlerde
ve bizzat gördüğümüz pek çoğu İstanbul’da İstiklal caddesi ve Ankara’da Konur
Sokak ve Yüksel Caddesine sıkışmış, toplumun çoğu tarafından kabul ya da destek
görmüyordu, hatta pek çok insanın bunlardan haberi bile olmuyordu. Bu durum
bahsettiğim eylemlerin yararsız olduğunu göstermez elbette, mecliste temsil
edilemeseler bile irili ufaklı birçok siyasi partinin ve sivil toplum örgütünün
yararlı bir işlev gördüğünü düşünüyorum. Gezi parkı eylemlerinde ise polisin
vatandaşı terörize eder şekilde sert müdahalesi karşısında eylemler büyüdü ve
neredeyse bütün Türkiye’ye dağıldı.
Ben olayların kitleselleştiği hafta sonu olan 1-2 Haziran’da Pazartesi yeni
haftayla beraber ne olacak acaba diye merak içerisindeydim. Korkularımın aksine
protestolar durmadı ve artarak devam etti. Artık İstanbul’un görece olarak
durulmasına ve başlangıç noktası olan Gezi parkından çıkılmış olmasına rağmen,
hala çeşitli illerde protestoların devam etmesi halktaki rahatsızlığın ve
tepkinin tahminlerin çok ötesinde olduğunu gösteriyor. Yıllardır birçok olaya
tepkisiz kalan halkın nihayet ses vermesi umutsuzluk içerisindeki birçok insanı
mutlu etti ve gelecek adına umutlandırdı. Bence bu süreçte elde edilen en büyük
kazanımlardan biri bu... Halkın nihayet üzerindeki ölü toprağını atması ve bir
şeylerin değişebileceğine ilişkin yeniden ortaya çıkan inanç…
Hükümet ve başbakan Erdoğan’ın olayların ciddiyetini ilk günlerde
anlayamadığını zannediyorum. Başbakan elbette her zamanki gibi kendi
taraftarlarını etkilemek ve gündemi değiştirmek adına tutarsız konuşmalar yaptı
fakat üslubu pek değişmedi. Başbakanın süreç boyunca devam eden uzlaşmaz
tavrının ve protestolar içerisinde yer alanları ötekileştiren ve kriminalize
eden üslubunun kendi kitlesini birleştirmek ve etkilemek için kullandığı bir
taktik olduğunu söyleyenler oldu. Bu kısmen doğru olabilir. Üslup ve
söylenenler benzer olsa da ilk günlerde yer alan özgüven ve bir kaç güne biter
düşüncesinin daha sonra değişip başbakanın yeni bir durum değerlendirmesiyle bu
taktiğe geçtiği bana daha makul geliyor.
Neticede beklenen oldu ve sokaklar yer yer devam eden olaylara rağmen
günler sonra nispeten sakinleşti. Protestolar şekil değiştirerek devam etse de
şu anki esas çaba bu süreçte ortaya çıkan beraberliğin ülkedeki demokratik
ortamı pozitif şekilde etkileyecek bir yapıya evrilmesi. İnsanlar forumlarda ve
internet üzerinde örgütleniyorlar ve bundan sonrası ne için ne yapabiliriz diye
tartışıyorlar. Bunun siyasi ortamımızda nasıl bir etkisi olacağını şu an
kestirmek güç. Mevcut iktidara ve şiddeti artan otoriter yönetime itiraz var
ama insanların bu tepkilerini sandıkta gösterebilecekleri bir alternatif henüz
ortada yok. Başbakanın olaylar sırasında pek çok kez CHP’nin adını anmasına ve CHP’nin
ve diğer bazı muhalefet partilerinin polis şiddetine tepki göstermek ve
sokaktakilere insani yardımda bulunmak amacıyla desteğine rağmen göstericilerin
pek çoğunun AKP’den memnuniyetsiz oldukları kadar mevcut muhalefet partileri
ile de mesafeli olduğunu söylemek sanırım yanlış olmaz.
İlk yapılacak işlerden biri elbette bu süreçte zarar görmüş ve hala zarar
görmekte olan insanlara mücadelelerinde yardımcı olmak. Polis tarafından şiddet
görmüş, yaralanmış, öldürülmüş insanlar var. Gözaltına alınan ve haklarında
dava açılmak üzere tutuklanan pek çok insan var. Başbakanın verdiği sinyallerle
birlikte bunun sayısının önümüzdeki günlerde artması muhtemel. Kötü muamelede
bulunmuş emniyet görevlilerinin cezalandırılması için de büyük bir mücadeleye
ihtiyaç olduğu ortada. Bunların dışında en önemli mesele bundan sonra ne
yapılabileceği... Bu blogun da amaçlarından biri bu ve bu konuda pek çok fikre
ev sahipliği yapacağını umuyorum.
İlker Nadi Bozkurt


[ 0 yorum ]
Yorum Gönder