Dış Mihrakların Türkiye ile İmtihanı


     Gezi Parkı protestoları hakkında 28 Mayıs’tan bu yana pek çok şey konuşuldu ve halen konuşulmakta. Yurt dışında yaşamamdan dolayı bu konuşulanları ancak sosyal ve ana akım medya aracılığıyla dolaylı olarak takip ediyorum. Ne yazık ki çoğu zaman objektif yaklaşım görmek mümkün değil, tartışmalar sıklıkla ad hominem seviyesinde indirgenmekte. Burada tartışmadaki ‘taraf’ kelimesini kullanmakta çekindiğimin altını çizme ihtiyacı hissetmem de ne kadar sancılı bir süreçten geçtiğimizin ayrı bir göstergesi. Ancak işin taraf kısmına bir münazara gözüyle baktığımızı var saysam bile ortada bir türlü anlamlandıramadığım bir durum var; o da direniş ve hükümet kanadının hem fikir olmuşçasına suçladığı dış mihraklar”.

Açıkçası hepimiz artık bir nevi ritüel haline gelmiş dış mihraklar argümanını duymaya alışkınız. Ama bu kez iki tarafın da karşının dışarından desteklendiğini aynı anda iddia ettiği bir paradoksa şahit olduk. Direniş Erdoğan’ın ABD ile ilişkilerini ve Suriye politikasını sorgularken, AKP yanlıları CIA’in olayları nasıl organize ettiğinden dem vuruyordu. Bir tarafta olayların ilk günü sessiz kalan, Taksim’e müdahalenin olduğu gün stüdyolarında DHA’nın kameraları üzerinden yayın yapan ana akım medya olmasına rağmen, kaosun ortasından yayın yapan CNN International muhabirlerini görenlerin kafalarında “buradalarsa kesin bir iş var” tarzı soru işaretleri oluştu. Gezi Parkı protestolarının aslında Occupy Wall Street protestolarını organize eden Otpor!’un işi olduğu, Brezilya’da 25 centlik toplu taşıma ücreti zammı yüzünden insanların sokaklara dökülmesinin bir tesadüf olmadığı gibi komplo teorileri çıktı ortaya. Wall Street protestolarının gelir dağılımı dengesizliğinine karşı barışçıl bir şekilde yapıldığı, hastane ve okul isteyen Brezilya halkının vergilerinin dünya kupası ve olimpiyatlar için stadyumlara harcandığı es geçildi.

     Yabancı politikacılar ve diplomatlar da bu dalgadan paylarına düşenleri aldılar. AB’den sorumlu devlet bakanı Egemen Bağış, AB parlamentosunun kınama kararı üzerine uluslararası diplomasiyi ayaklar altına alan bir açıklamada bulundu. Başbakan düşmekte olan borsayı Gezi Parkı olayları organizatörü olduğunu iddia ettiği “Faiz Lobisi”nin hükümete gözdağı vermek için yaptığı manipülasyonlara bağladı; Borsa İstanbul 100 Endeksi olaylardan bir hafta önce, 22 Mayıs’ta zirve yapmış olmasına rağmen. Öyle bir duruma geldik ki, yabancı herhangi bir ülke gösterileri kınasa da, desteklese de, sessiz kalsa da bir şekilde eleştirilecek ya da suçlanacak konumda.

     Bu tutumun dış politikamıza verdiği zararın da ötesinde, iç politikada da Gezi Parkı’yla başlayan demokratik sürece orta ve uzun dönemde büyük zarar vereceğine inanıyorum. Ülkemizin demokratik evrimini tamamlayabilmesi için gerekli olan taraflar arası diyaloğun önündeki en büyük engel, insanları her nerede yaşarlarsa yaşasınlar din, dil, ırk veya cinsel tercih üzerinden ayırmaya ve ötekileştirmeye devam etmek olacaktır. Ermeniliği, Yahudiliği veya Hristiyanlığı bir küfür olarak algılayan bir bakış açısının, ‘kendisinden olmayan’ vatandaşıyla barışık olacağı günleri bekleyemeyiz. Daha da ilerisi için iyimser senaryolara bakacak olursak bile, ekonomik hedeflerine ulaşmış, demografik geçişini gerçekleştirmiş ve göçmen almaya başlamış bir Türkiye’de zenofobik kültürün devam etmesi halinde çok daha büyük sosyal buhranlarla karşılaşacağımız kaçınılmazdır.


     Son üç haftadır yaşanan olayların açtığı toplumsal yaralarımızı sarararken , komplo teorilerinin ve resmi tarihin körüklediği dış mihrak” korkusunu üzerimizden atmalıyız. Eğer bu hataları tekrar etmeye devam edersek, dışarıda yalnız bırakılmış, içeride birbirine tamamen küsmüş bir ülke haline gelip kendimizi başladığımız yerin de gerisinde bulabiliriz. Gezi Parkı dayanışmasının özündeki hümanizm ve temel insan hakları ilkeleri kesinlikle unutmamalıyız, “insan” kısmının üstüne basa basa.

Serhat Tekin

[ 0 yorum ]

Yorum Gönder