Erdoğan (ama gerçekten) ne istiyor?


Protestoların başında başbakan Erdoğan'ın tepkisi çok merak ediliyordu. Önce sert polis müdahalesi ve ardından büyüyen olaylar üzerine başbakanın yaptığı ve gösterileri küçük görücü açıklamaları protestoları daha da ateşledi ve belki de yüz binlerce insanı sokağa döken itici güçlerden biri oldu. O günlerde de "milli iradeye saygı" mitinglerini yaşadığımız bu günlerde de kafama takılan en büyük sorulardan biri "Erdoğan ne istiyor? “oldu. Ama gerçekten... Erdoğan ve AKP Gezi Parkından ne istiyor?

Erdoğan'ın ilk günlerdeki "bir kaç çapulcu" söyleminin iyi hesaplanmış bir hamle olduğunu söylemek  kanımca epey güç. Zira Erdoğan'ın bu demecinden sonra Gezi olayları kontrol altına alınması güç bir protestoya dönüştü, hükumeti olaylara daha da sert müdahale etmek zorunda bıraktı ve bu sert müdahale ile olaylar daha da genişledi. Bu işin ekonomik boyutlarını işin uzmanlarına bırakmak gerektiğini düşünsem de Haziran ayı başında borsanın burun üstü düşüşü hükumetin zor durumu hakkında ipucu veriyordu. Cumhurbaşkanı Gül ve AKP Başkan yardımcısı Arınç'ın sağduyulu açıklamaları da kamuoyunda hükumetin geri adım atacağının sinyalleri olarak yorumlandı. Ama sonuç beklenin tam tersi oldu ve Erdoğan belki kurmaylarıyla da kamuoyu önünde ters düşerek söylemini sertleştirdi. Başbakan 9 Haziran'da kendisini karşılamak için Esenboğa hava alanına gelmiş kalabalığa Dolmabahçe Camii'ne ayakkabı ve bira şişeleriyle girildiği bilgisini veriyordu. Camii imamının yalanlamasına rağmen bu açıklamasını ilerleyen günlerde defalarca tekrar etti. Peki, başbakan neden eline defalarca geçen olayları yumuşatma şansını değerlendirmedi?

AKP'nin kuruluşundan hızlı bir şekilde iktidara yükselişinde parti olarak güçlü organizasyonunun ve özellikle imaj konusunda profesyonellerle çalışmasının büyük bir katkısı var. Bugün de Erdoğan'ın konuşmalarını profesyonellere yazdırmadığını ve demeçlerinin genel ve planlı bir stratejinin parçaları olmadığını düşünmek yanlış olur. O halde Erdoğan'ın olaylar ile ilgili genel stratejisi nedir? Öncelikle ben Erdoğan’ın geri atmayan, “delikanlı” lider imajını her şeyin üstünde tuttuğunu düşünüyorum. Bu konuda da kendisine hak vermek gerekir.  En az türban, ekonomi, muhafazakar politikalar kadar AKP tabanı başbakanın gereğinde AB’ye, İsrail’e kafa tutan bu cevval Kasımpaşa delikanlısı duruşuna kapıldığını düşünüyorum. Bu durumda Gezi Parkı olaylarına “one minute” ayarını vermesini beklememiz gerekirdi.

Belki apolitik neslimizin başbakanın geri adım atmasını beklemesi biraz saflıktı ama bu zor durumda AKP’nin karsı atağa geçmesini de biber gazları arasında görmek her baba yiğidin harcı değildi. Sonuçta başbakan AKP’nin on yıllık servetini ve yüzde 50 oyunu kumar masasına yatırdı ve “milli iradeye saygı” mitinglerinde tonunu iyice sertleştirdi. Buradaki genel stratejinin işi tabanını da mutlu edecek bir mahalle kavgasına çevirmek olduğu aşikârdır. Başbakan arkasına kendi mahallesini alıp meydanlara indiğinde AKP politikalarının kendiliğinden pür-i pak hale geleceğini hesapladığını düşünüyorum. Tabi konuşmalarında da kendi tabanının içine su serpmek belki biraz da onaylanmak içgüdüsüyle konuştuğunu doğal görmek gerekir.

AKP’nin ana planının kendine belki biraz da soru sorar gözlerle bakan ama her zaman her sözüne inanamaya hazır bir sevgili edasıyla karşısında duran seçmenine alternatif bir hikaye sunmak olduğu açık. Sonucunda da başbakan insan üstü bir eforla günde bazen 3-4 konuşma yaparak birçokları tarafından tutarsız bulunan bu alternatif hikayeyi dokudu. Başbakanın hikayesinin sonunda (spoiler alert) katil CHP ve uluslararası faiz lobisi çıktı. Protestocular büyük oyunun piyonları oldular. Evlerinde “tencere-tava çalanlar” çevre düşmanı oldular. Protestodan canlı yayın yapan uluslararası haber kanalları provokatör oldu. AB Türkiye’nin içişlerine karışan emperyalist canavar oldu (burada haklılık payını tartışabiliriz). Polis azgın protestocular karşısında iyice mazlumlaştı mazlumlaştı…

Bütün bu iddialar için tek tek ayrı yazılar yazılabilir ve yazılmalıdır. Ama sonuçta AKP’nin aşk budalası sevgilisi evine mutlu dondu. Başbakan bu zor görünen durumu bir korunma refleksiyle saldırarak siyasi ranta çevirmeyi başardı (burada bir soru işareti). Yine de bu çok doğal görünen refleksin halkta açacağı derin yaraları nesiller boyu yaşayacağız. Eğer ülkenin yüzde ellisi bir partinin arkasındaysa bu o partiye büyük bir güç vermiş demektir. Ama bu parti diğer yüzde elliyi marjinalleştirir ve sonunda diğer yüzde elliden koparırsa o toplum maalesef her turlu toplumsal depreme gebedir. Bu noktada AKP’nin bu çok planlı stratejisi bir sonraki hamleden ötesini görememektedir.


Münir Güneş Kutlu

[ 5 yorum ]

ilker nadi bozkurt dedi ki...

Başbakanın son günlerdeki mitingleri ve yeniden başlayan mazlum edebiyatı siyasi rant elde etmeye çalıştığını gösteriyor gerçekten. Ama ne kadar başarılı emin değilim. Kendi tabanı olduğunu iddia ettiği %50 de homojen değil neticede ve bu seçmende de AKP'ye ya da daha doğrusu Erdoğan'a karşı soru işaretlerinin olduğunu düşünüyorum. Olası protestoları engellemek için Akdeniz oyunlarının açılış töreninin bütün biletlerinin AKP tarafından satın alındığı gibi iddialar AKP'de de bir miktar desperation olduğunu gösteriyor bence. Onların da halka karşı yeterince inandırıcı olamadıklarının farkında olduğunu düşünüyorum.

kutlugunes dedi ki...

yazi da belki de cok iyi vurgulayamadim. ama ben de seninle ayni fikirdeyim bu saldirilariyla yuzde 50 oyunu yuzde 60a cikarma ihtimali yok. butun bunlar bu elindeki yuzde 50yi tutmak ustune... ne kadar basarili oldugunu sadece mitinglere bakarak anlamamiz imkansiz. yine basbakanin sandikta gorusecegiz fikrine geri donmemiz gerekecek.

Ege Özen dedi ki...

Her ne kadar demokrasi sadece sandiktan ibaret degil desek de, secimleri her zamankinden daha cok ciddiye almamiz gerekiyor. Benim tahminim Erdogan genel secimleri de 2014'e alacaktir ve o zaman uc secim birden ayni anda yapilacak (Cumhurbaskanligi, yerel, ve genel secimler). Bu noktada AKP kurumlari degistirme gucunu kullanip farkli yollar izleyebilir, ne de olsa Yuksek Secim Kurumu da ozerkligini kaybetmis bir kurum. Ayrica, sandik baslarinda durmak icin, Gezi eylemlerinde kendliginden ortaya cikmis olan orgutluluk kullanilmali, ve gerekirse Anadolu'nun bircok yerine gidip sandiklarin basinda gerekirse bekcilik yapmak gerek. Dun baska bir iddia gundeme geldi, dogrulunu bilemiyoruz tabii ki de, sadece bir iddia ama soylenen o ki Suriyeli multecileri vatandasliga gecirip, degisik bolgelerde oy kullandirmayi planliyorlarmis.

kutlugunes dedi ki...

Ege ben secimlerin onemi konusuna kesinlikle katiliyorum. Hatta cogu zaman hukumetlerin yaptiklarini mesrulastirabilecegini de dusunuyorum. (Burada senin yazina referans vermek gerekir. Tabiki tek adamlik ve onun mikro duzeyde yonetim oy cogunluguyla mesrulastirilamaz.) Zira, sandiga da saygi duymak gerekir. Bu yarin bugun kendi destekledigim partinin secimi kazanmasi durumunda duyulmasini bekleyecegim saygi icin gereklidir. Bu da dedigim gibi secim doneminde iyi orgutlenmeyi cok onemli kiliyor dedigin gibi.

kutlugunes dedi ki...

Ege bence asil cok ama cok ciddi soru bu organizasyonun nasil verimli bir sekilde yapilabilecegidir. Bu konuda ciddi sekilde dusunme geregini duyuyorum.

Yorum Gönder