Bir “Gezi” yazısı


Facebook ve twitterdan kısa gözlemler yaparak kişisel ifade ihtiyaçlarımı tatmin edemediğim için icraatta apolitik 80 kuşağımın gıpta ile baktığı gezi eylemleri ile ilgili bir yazı yazmadan edemedim. Gezi eylemcilerinin (romantik bir üslupla onlara direnişçi diye hitap edeceğim) çoğunluğunu oluşturan 90lı kuşağın (orta sınıf ve üstü üyeleri) güçlü tek parti hükümeti ve onun herkesin hayatına müdahale eden obez vizyonundan sıkılıp çeşit çeşit yaratıcı tepkiler koyalı birkaç hafta oluyor.

AK parti ve sempatizanlarının iddia ettiğinin aksine bu eylemler marjinal grupların( ne demekse?) ve batılı kaka güçlerin bir manipülasyonu olmaktan ziyade hükümetin otoriter üslubuna ve bireylerin hayat tarzına yapılan hafif müdahalelere olan güçlü bir tepkiye dönüştüğü ortada. Her ne kadar çoğumuzun hayat tarzına somut bir müdahale olmuş olmasa da başbakanımızın üslubu ve protestolara olan tepkisinin de (aşağılayıcı söylemler ve polisin müdahaleleri)  insanları güçlü protestolar yapmaya ittiği aşikâr. Bu iddiayı ispatlamak için uzun uzadıya yorum yapmaya hiç gerek yok, en son konda anketlerinin sonuçlarını özetleyen istatistikler gayet ikna edici (bknz. video).  Dolayısıyla protestoların sebeplerini incelemektense eylemlerin görünen amacını ve Türk demokrasisi için pozitif kazanımlar elde edilmesi için nasıl bir yol haritası izlenmesi gerektiğini kısaca irdelemek istiyorum.



Eylemlerin tepkisel boyutunun üstüne direnişi iten en büyük güç direnişçilerin kendilerini dışlanmış hissetmeleri. Bu dışlanmayı bir cümlede acarsak; direnişçilerin asil amacı/kaygısı iktidarda olmayan %50nin kendini temsiliz hissedişi ve Türkiye’nin ve kendilerinin bireysel geleceğinde hakkettikleri kadar (=%50) söz sahibi olamama kaygıları. Olgun bir demokraside seçimde kaybeden seçmenler muhalefet partilerinin iktidarla görüş paylaşımı ile temsil edilir. Maalesef Türkiye’de gerekli çoğunluk sağlandıktan sonra muhalefet partilerin görüşleri ‘bu adamlardan cacık olmaz’ gibi bir üslup ile iktidar tarafından el tersi ile itilmekte, haliyle %50 de kendilerini temsiliz hissetmekteler. Üstüne üstlük, muhalefet partileri gezi park direnişçilerinin görüşlerini temsil etmekten çok uzak.

Açıkçası bu sorun hükümetin üslubundaki değişikliklerle kısa vadede düzeltilebilir, fakat iktidar işi anlamsızca yokuşa sürmüş durumda. Eylemlerin AK Parti iktidarını ne kadar rahatsız ettiğini abartılı polis müdahalelerinden ve AK Partinin karşı mitingler düzenleyerek gövde gösterisi yapma gereği hissetmesinden okuyabiliyoruz. Halbuki is bu halde hükümetten beklenilen çok da fazla değil. Beklenti adalet duygusu incinmiş halkın gazini alarak ‘geri adim atması’ ve durumu okuyarak,  parti politikalarında gerekli düzenlemeleri yapması. Başbakan üslubunu daha da kamplaştırıcı hale getirse de bariz hiddetinin ardında birkaç ufak tefek değişiklik gözlemlendi. Bu surecin devamında kritik olan Türk politikacıların ebedi kurtarıcısı olan karakteristik balık hafızamız. Ortaya çıkan politik aktivizm ve değişiklik taleplerinin sürdürülebilir bir seviyede korunması ve devam ettirilmesi politikacılarımızı da kendilerinde gerekli değişiklikleri yapmaya itecektir.

Üstteki paragraftaki iki anahtar kelimeyi tekrar vurgulamak istiyorum: hafıza ve sürdürülebilirlik. Milli kültürümüzde bir son dakikacılık ve yumurta kapıya dayanmadan koltuktan kalkmama fikri olduğunu rahatça iddia edebiliriz. Ayrıca rasyonel ve ölçülmüş biçilmiş tavırlar yerine tutkulu ve içgüdüsel tepkilere daha yatkınız. Tecrübem ile sabittir,  yabancı ülke vatandaşları bizi “siz Türkler çok tutkulu fakat pek rasyonel değilsiniz” diye biliyorlar. Biber gazi fişeğine vole vuran bu tutkulu politik hareketin üslubunun rasyonel ve uyanık bir hareket doğurması zor, ama gerekli. Parklarda başlatılan forumlar umut verici, fakat nasıl insanlar her gün polisten biber gazi yemekten yoruldu ise, bu forumlar da yorucu hale gelebilir. Mesela forumlar daha az sıklıkla ama daha öz ve daha etkili bir şekilde sürdürülmesi daha hayırlı olabilir. Hepimizin twitteri olduğu bu günlerde (redhack tarafından hacklense bile), her gün dışarı çıkıp kendini ifade delisi olmaktansa haftada 2 gün bu konuda internette okuyup araştırma yapmak da forumlarda söylenenleri daha ‘dolu’ bir hale getirir. Umalım ki bu aktivizm sağlıklı ve faydalı değişikliklere gebe olsun.

Ayni iki anahtar kelime direnişçilerin talep ettiği temsili elde edebilmesi ve Türk politik hayatinin olgunlaşması için de kritik.  Zira eğer hükümeti seçim dışında düşürmek gibi açıkçası samimiyetsiz bir hayaliniz yoksa, direnişçi olanlarınız AK Parti ile ‘sandıkta hesaplaşma’ ve sizi temsil edecek kişileri sandıkla meclise sokma zorunda olduğunuzun farkındadır. Fakat direnişe ‘saf ve temiz’ bir özellik kazandıran partiler ve insanların sıkıldığı ideolojiler üzeri olan karakteristiği ayni zamanda organizasyon, temsil ve liderlik konularında zorluklar yaratıyor. Meclisteki ve barajı geçememiş partilerin de bu hareketin değerlerini temsil etmekte olan güçlükleri de direniş hareketinin zamanla dağılma olasılığını arttırıyor ve sandığa yansımasını zorlaştırıyor.

Beppe Grillo
İtalya’da benzer şekilde var olan politik düzenden yorulan ve değişik arayışlarda olan insanların klasik bir ideoloji yerine daha ‘toplumsal ve çevresel’ kaygılar etrafında birleştiren ve sandıkta da halktan destek almış olan beş yıldız hareketi birkaç köşe yazarı tarafından gezi direnişi ile karşılaştırıldı. Beş yıldız hareketini yaratan şartlar ve organize oluş bicimi ilgi çekici olmakla beraber, maalesef genel seçimlerde aldıkları oyları liderleri Bebpe Grillo’nun şahsına münhasır (en azından bir politikacı için) üslup ve yaklaşımı sayesinde hükümete girmekten mahrum kaldılar. Gezi direnişinin de lidersiz, kendini temsil eden bir parti olmadan veyahut var olan muhalefet partileri bünyesinde temsile kavuşmadan istediği politik temsile ulaşıp ulaşamayacağı bir soru işareti. Bu konu kendi başına bir makaleyi hak ediyor. Belki başka bir yazıda bu konuyu konuşmak üzere, şiddetten uzak ve şiddete maruz kalmadan, direnciniz bol olsun…

FUDOU MYOUOU



[ 0 yorum ]

Yorum Gönder